« Önceki | Sonraki »

Biz Türkiye'li Ermeniler çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür diliyoruz !
Ne 1895′te ne 1915′te, öl öl bitemedik hala 70biniz. Özür dileriz !
Tarihte; Mimar Sinanlar, Balyanlar, Güllü Agoplar, Agop Ayvazlar, Toto Karacalar, Onno Tunçlar, Zahradlar, Agop Dilaçarlar yetiştirdik. Kültür, Sanat ve Edebiyatta Anadoluya birçok şey kattık. Hala da iflah olmadık. Özür dileriz !
”Vatandaş Türkçe Konuş Kampanyasına” rağmen biz anadilimiz ile konuştuk. Hata ettik. Özür dileriz !
Varlıklarımızı Türk varlığına ‘tamamen’ armağan edemedik. Aşkaleye sürüldük. Özür dileriz !
6-7 Eylül’de kendi mallarımızı yağmalamadık. Özür dileriz !
‘Ermeni dölü’ diye bir küfürü lugatımıza soktuk. İnsanların terbiyesini bozduk. Özür dileriz !
Vakıflarımızın taşınmazlarına devletimiz el koymuşken, ”Lozan’a göre el koyamazsınız” dedik. Ukalalık yaptık. Özür dileriz !
A. N. Sezer zamanında Cumhurbaşkanlığı tarafından Vakıflarla ilgli hazırlanan bir raporda Vakıflarımız ‘Yabancı Vakıflar’ başlığı altında ele alındı. Biz ise dayanamadık, utanmazca ”yabancı değiliz” dedik. Özür dileriz !
İçimizden biri, fikirlerini açıkladığı için 3 kurşunla arkasından vurularak öldürüldü.
Gündemi delik ayakkabısı ile meşgul ettik. Özür dileriz !
Cenazede acımızı anlayanlar ile ”Hepimiz Ermeniyiz” dedik. Gürültü kirliliği yarattık. Özür dileriz !
Farklılıkların bir arada kardeşçe ve barış içinde yaşayabileceklerinin düşünüyoruz. İyi halt ediyoruz. Özür dileriz !
Bir de bunlar yetmiyormuş gibi; farklılıkların ‘bir arada iş yapma kültürünün’ gelişmesi için buraya geldik. Özür dileriz !

DÜNYAYI TAKDİS
Taniel Varujan
Dünyanın doğu tarafında
Barış olsun.
Tarlanın apak çığırları
Tanımasın teri, kanı,
Ve çınlarken akşam çanı
Eğilsin herkes takdise…
Dünyanın batı tarafında
Bereket olsun.
Her yıldızdan çiy yağsın
Her başaktan altın saçılsın,
Ve koyunlar tepelerde otlarken
Filiz, çiçek bitsin yerden…
Dünyanın kuzey tarafında
Bolluk olsun.
Buğdayın altın denizinde
Yüzsün daima orak, tırpan,
Ve açılırken ambarların kapıları
Mutluluk sarsın dört yanı.
Dünyanın güney tarafında
Ağaçlar meyveye dursun.
Peteklerden ballar damlasın
Kadehlerden şarap aksın
Ve gelinler yoğururken ak ekmeği
Söylensin aşk şarkıları…

|
İzmir’de Saint Antuan kilisesinin rahibi Adriano Francini, uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaralandı. Rahibi yaralayan zanlı bir süre sonra suç aletiyle birlikte yakalandı. İZMİR - Olayla ilgili soruşturmanın çok yönlü sürdürüldüğünü bildirdi. Karşıyaka İlçesi Bayraklı semtindeki Saint Antuan kilisesinin rahibi Adriano Francini, kilisede bir kişinin saldırısına uğradı. Karnından yaralanan Rahip Francini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı. Rahibin hayati tehlikesinin bulunmadığı, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi. Polis, rahip Adriano Francini’yi yaralayan zanlıyı suç aleti bıçakla birlikte bir kaç saat sonra yakaladı. |
Kaynak: Agos
|
Agos gazetesi Yazıişleri Müdürü Arat Dink ve İmtiyaz sahibi Sarkis Seropyan TCK’nın 301. maddesinden ceza aldı. 11 Ekim 2007 Çarşamba günü Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmada, Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ın avukatlarından Fethiye Çetin yaptığı savunmada; “Öncelikle iki hususun altını çizmek istiyorum. Agos gazetesinde yayınlanan suça konu haber haftalık bir gazetede yayınlanmıştır. 21/07/2006 tarihli tüm ulusal basın ve televizyonlarda haber bu cümle ile yer almıştır. Haberleştirilen metin daha önce başka gazetelerde habere konu edilmiştir. Bu gazetelerin hiçbirine karşı açılmış bir ceza davası yoktur. Bu hususa özellikle dikkat çekmek istiyorum. Agos’a ceza verilmesi ayrımcılık yasağının ihlali olacaktır. Ayrıca Hrant Dink hakkında Ceza Genel kurulu’nun 2006/184 karar nolu kararında Ceza Genel Kurulu Hrant Dink’in beyanını ifade özgürlüğü olarak belirtilmiştir. Beraata karar verilsin” derken, Avukat Erdal Doğan ise, “Suç kastı yoktur. Özellikle Türklüğü aşağılama kastı yoktur. İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesini talep ediyoruz” dedi. Aynı içerikteki haberi Agos’dan önce yayınlayan yayın organları: |
Kaynak: Agos 12.10.2007
|
Üsküdar’da bulunan Surp Haç Ermeni Kilisesi ve Profiti İlya Rum Kilisesi’ne kimliği belirsiz kişiler tarafından molotof kokteylli saldırı düzenlendi. 19 Eylül Çarşamba akşamı, 21:00-22:00 sularında, kimliği henüz belirlenemeyen şahıslar tarafından Surp Haç Kilisesi’nin bahçesine molotof kokteyli ve floresan lambalar fırlatıldı. Atılan molotofun beton zemine isabet etmesi sonucunda yangın tehlikesi yaşanmazken, bahçeye atılan floresan lambaların patlamasıyla civarda tedirgin dakikalar yaşandı. |
Kaynak: Agos 28.09.2007
Holdwater = Murad Gümen
Blog Sahibinin Notu: Bu yazi ve adres bircok abuk subuk gazete haberlerinde, kafatasci internet sitelerinde anlamsiz ve izinsiz bir sekilde referans gosterildi. Kana hasret cok milliyetci bu buyuk turk internet kullanicilari sayfami yorum ve kufur bombardimanina tuttular. Bu yuzden yazimin adresini degistirip yorumlari simdilik kaldiriyorum (yorumlari kesinlikle silmiyorum, en az 50 cinsel tatminsizin mastürbasyon amacli yaptiklari yorumlari var, o kafatascilar ve sadece benim degil akillarinca tum ermenilerin .........en cengaver buyuk turkler(!) mahkemede artik avukatlariyla sevisirler de beni ve 7 sulalemi rahat birakirlar.)
“Ermenileri Çıldırtan Gizemli Amerikalı” Holdwater
Taner Akcam'in Agos Gazetesindeki Son 2 Haftalik Yazisi
|
27 Temmuz 2005 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi “Ermenileri Çıldırtan Gizemli Amerikalı” başlığı altında bir ropörtaj yayınladı. Gazete takma adı Holdwater olan ve “ilginç ve sıradışı” bir kişi olarak tanımladığı kişi hakkında şunları söylüyordu: “bu gizemli Amerikalı, uzun yıllardan bu yana ABD merkezli ve de çok etkili bir internet sitesinin finansörlüğünü yapıyor. ‘Tall Armenian Tale: Other Side of the Falsified Genocide’ (Büyük Ermeni Yalanı: Sahte Soykırımın Öteki Yüzü) adlı sitenin ana hedefi... Ermeni diasporasının soykırım iddialarına esaslı yanıtlar vermek.” Yeni Şafak’ın aktardığına göre, Holdwater, aslen 1940’larda Amerika’ya göç eden bir Türk ailenin oğlu, 1950’lerde New York’da doğmuş; anne-babası onu tek kelime Türkçe öğretmeden büyütmüş. Yöneticiliğini yaptığı http://www.tallarmeniantale.com internet sitesinde Türk tezlerini savunuyor. Holdwater takma isim kullanma nedenini, ölüm tehditleri alması ve yayınlarının hergün defalarca sabote edilmesi ile açıklıyor. “Gerçek adımı söylersem... ne aile huzurumdan, ne... iş hayatımdan, ne de internetteki sitemden eser bile kalmayacaktır”, diyor. Holdwater “huzuru bozulur”, diye kendi adını açıklamaktan korkuyor ama sitesinde Halil Berktay, Müge Göçek, gibi aydınların resimlerini yayınlamaktan, kin ve nefret dolu yazılar yazarak hedef göstermekten çekinmiyor. Saldırıya uğramaktan korkan birisinin, başkalarına yönelik fütursuz saldırı kampanyaları düzenlemesini anlamak gerçekten çok zor. Holdwater’in önemli hedeflerinden birisi de benim. Amerikan Türk Dernekleri Birliği (ATAA) ve Turkish Forum adlı kuruluşlarla birlikte aleyhime yürütülen kampanyanın başını çekiyor. Sitesinde, benim terörist olduğumu, Türkiye’deki Amerikalıların öldürülmesinden sorumlu ve hatta Amerikalı sivillere yönelik cinayetleri planladığımı ve organize ettiğimi iddia eden yazılara yer veriyor. 1974-75 yıllarına ait, “terörist eylemlerimin” listesini yayınlıyor, hem de kesin tarih ve yer vererek. Aslında yayınladığı liste, dönemin öğrenci olayları sırasında, dönemin basınında bile yer almamış, sıradan, ufak çaplı gözaltına alınmalar. Tarihlerini benim bile unuttuğum, bu önemsiz göz altına alınmalarım hakkındaki polis bilgilerini Holdwater’e kimin vermiş olabileceğini tahmin etmek için fazla zeki olmak gerekmiyor. Ama asıl sorun şu: Holdwater’e “Taner Akçam’ın terörist eylemleri” diye bu bilgileri verenler aslında Holdwater’ın Türkiye hakkındaki bilgisizliğini kötüye kullanıyorlar. Zavallı Holdwater benim bu gözaltına alınmalarımı “terörist eylemler” zannediyor ve bunların tamamının, polisten izni alınmış bildiri dağıtmak ve afiş yapıştırmak suçlarıyla ilgili olduğunu bilmiyor bile. Holdwater, Türkiye’de 1970’li yıllarda, bildiri dağıtmak için, şimdiki adıyla, Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Özel Denetleme Şube Müdürlüğü’nden izin almak gerektiğini duymamıştır herhalde. Hatta, bu daireden özel izin alsanız bile, bildiri dağıtma sırasında keyfi olarak tutuklanıp, 3-5 gün Emniyet’de göz altında kalabileceğinizi bile bilmiyordur. Nitekim bu tutuklanmalarımdan birisi Kıbrıs çıkartması ile ilgiliydi. Öğrenci derneği olarak, Kıbrıs’a asker çıkartılmasını protesto eden izinli bir bildiri dağıtmıştık. Bildiri dağıtımı sırasında göz altına alınmış ve elimizdeki izin belgelerini göstermemize rağmen 2-3 gün Emniyette tutuklu kalmıştık. Holdwater’ın terörist eylem olarak yayınladığı diğer eylemler ise, Üniversite’de öğrenci temsilciliği kurulmasını istememizle ilgiliydi. Üniversitemizde öğrenci temsilciliği yoktu ve biz yönetim ile sorunlarımızı konuşacak bir temsilcilik istiyorduk. Tüm bunları Amerikan kültürü ile büyümüş, ABD’de eğitim görmüş birisinin anlaması biraz zordur. Ayrıca kendisine tutuklama bilgilerimi aktaranlar, resmimi yollamayı da unutmuşlardı. Bu nedenle Holdwater uzun bir süre kadar PKK üyesi bir kişinin resmini, sitesinde benim resmim olarak kullandı. ABD’de benim aleyhime “terörist” olduğum kampanyasını yürütenler işte Holdwater isimli bu “gizemli Amerikalıyı” kullanıyorlar. Hesapları çok basit. Özellikle 11 Eylül’den sonra Amerika’da oluşan “terörist” imajından yararlanmak. 1974 yıllarında bildiri dağıtmaktan tutuklanan birisi ile 11 Eylül 2001 yılında İkiz Kulelere saldıranları aynı “terörist” kavramıyla açıklayabilecek bir zihniyet dünyasından ümit bekliyorlar. Aslında bu tavırlarıyla Amerikalılarla da alay ediyorlar. Sonuçta, ortada doğrudan Türkiye’ye yönelik “terörist eylemleri” söz konusu olan bir “terörist” var; mantıki olan da Türk kanunları ile bu teröristin yakasına yapışmak ve hesap sormak. Veya en azından Amerikalılara bu “terörist” hakkında geçmişte yaptıkları ve hakkındaki soruşturma ve yargılanmalar konusunda bilgi vermek. Ama bunun yerine Amerikalılara, “her ne kadar biz bu adama sicili temiz vatandaş muamelesi yapıyorsak da, acaba sizden rica etsek siz buna terörist muamelesi yapamaz mısınız?”, gibi birşeyler söylüyorlar. Çünkü sonuçta, 1991’de Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle hakkında verilmiş hapis cezası da silinen ve ayrıca eline “sicili temizdir” diye belge verilen bir vatandaş var. Türkiye hakkındaki bilgisizlikleri nedeniyle Holdwater’in tüm bunları anlaması mümkün değil. Anlamakta zorlandığım, bu “gizemli” kişinin niçin bu denli kin ve nefret duygusu ile dolu olduğu ve çok korktuğunu söylemesine rağmen niye başkalarına yönelik saldırı kampanyaları organize ettiğidir. Röportajında kendisini “pazarları ailesiyle birlikte kiliseye giden tipik bir Hıristiyan” olarak tanımlayan Holdwater’in, başkasının sana yapmasını istemediği şeyi, sen de başkasına yapma, diyen Hıristiyan öğretisinden habersiz olduğunu düşünmek bile istemem. Haftaya Holdwater konusuna biraz daha yakından bakmak istiyorum. *** 27 Temmuz 2005 tarihinde Yeni Şafak gazetesine verdiği mülakatta Holdwater, gerçek kimliğinin saklama nedenlerini anlattıktan sonra, “Bu zorlu mücadeleyi, 30 yıldan bu yana çeneme başarıyla hâkim olduğum için sürdürebiliyorum. O yüzden lütfen bu hassas konuda beni fazla zorlamayın”, diyor. Holdwater, ismini saklama konusunda üstün bir maharete sahip olduğunu iddia ediyor. İsmini saklıyor olması, Holdwater’a özel bir gizem, yaptıklarına da özel bir anlam veriyor mu; insanlarda, “Acaba bu zat gerçekten kim?” merakı uyandırıyor mu bilemem. Bende uyandırmadı. Ne yazdıkları, ne de sitesi ilgimi çekmişti. Ta ki aleyhime yürütülen kampanyada önemli bir rol oynayıncaya kadar. Kampanyasının önemli argümanlarından birisi, benim “terörist” olduğum konusunda Amerikan yetkililerine şikâyet dilekçesi verilmesi idi. Bunu yaptı mı bilmiyorum. Yürüttüğü kampanya ile Kanada sınırında göz altına alınmam arasında doğrudan bir ilişki var mı, onu da bilmiyorum. Ama göz altına alınma olayı üzerine yazdığım bir yazıda kendisi ve kampanyasından söz ettim. Yazdıklarıma 30 sayfanın üzerinde, yine bir sürü yalan, hakaret, ve saldırı dolu bir cevap yazdı. Adı sanı gizli ya, ona güveniyor. “Nasıl olsa kim olduğum bilinmiyor, bu nedenle ağzıma geleni söylerim” havasında. Holdwater’ın bu havasına bir son vermek ve ona her oyunun kurallarıyla oynanması gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Kendi kimliğini saklayarak başkalarına olmadık hakaretlerde bulunmak hiç bir ölçüye sığmaz, tek kelime ile ayıp. Holdwater’ın kimliğini saklamak için çok yoğun bir çaba harcadığı iddiası çok ikna edici gözükmüyor. Ya da tarihçileri yeteri kadar ciddiye almıyor. Bizlerin belge meraklısı olduğumuzdan ve belge izi sürmeyi sevdiğimizden haberi yok. Sonuçta kendisini çok akıllı ve ötekinden daha zeki zanneden her sıradan insanın yaptığı bazı dikkatsizlikleri yapmış. Sitesinde, kendisi hakkında bilgi verirken, ya kendi yazdığı ya da kendisine gelen bazı mektupları, kendi adını çıkartarak yayınlamış. Bu mektuplardan anladığımız, Holdwater, gerçek adıyla 2 Nisan 1980 yılında ABD başkanı Jimmy Carter’a bir mektup yazmış ve bu mektup daha sonra Holocaust’u Anma Konseyi’ne gönderilmiş. (Holocaust Anma Konseyi, Ekim 1980’de Amerikan Kongresi tarafından resmi bir kanunla kurulmuş bir örgüt.) Holdwater’ın bu mektubuna, Konsey Direktörü Monroe H. Freedman 2 Haziran 1980’de cevap yazmış. Cevaptan Holdwater’ın Ermeni soykırımı konusundaki itirazlarının ciddiye alındığı havasını çıkartmak mümkün. Freedman, “Türk tezleri” konusunda yeterli bilgisi olmadığını söylüyor ve Holdwater’dan, bildiği çalışmalar varsa onları kendisine iletmesini rica ediyor. Bu tabii ki Holdwater için büyük bir onur. Bu nedenle, kendi ismini çıkartarak, mektubu sitesinde yayınlamakta bir mahzur görmüyor. Sitede ayrıca New York Times gazetesine yazdığı başka bir mektubu da yayınlamış. Bu ikinci mektuptan anlıyoruz ki, Holdwater, Monroe H. Freedman’ın 2 Haziran 1980 tarihli mektubuna, 5 Eylül 1980’de bir cevap yazmış. Holdwater ne kadar haberdardır bilmiyorum, Holocaust Anma Konseyi ve ona bağlı Holocaust Müzesi bir kamu kuruluşudur ve dolayısıyla buraya yazılan veya buradan gönderilen mektuplar kamuya açıktır. Yani, şeffaflık ilkesi gereği, her başvuran bu mektuplara sahip olabilir. Bir kişinin elinde, Holdwater tarafından yayınlanan Freedman’ın 2 Haziran tarihli mektubunun metni ve Holdwater’ın 5 Eylül 1980 tarihinde cevap yazdığı bilgisi olduktan sonra bu belgelere ulaşması son derece kolaydır. Holocaust Müzesi, bu bilgileri, isteyen herkese vermek zorundadır. Evet, sayın Murad Gümen, veya İngiliz harfleri ile Murad Gumen; gördüğünüz gibi kim olduğunuzu bilmek için dedektif Kerry Drake olmak gerekmiyor [dedektif Drake bir çizgi kahramanı, ve Murad Gümen ne demek istediğimi fazlasıyla anlıyor]. Sadece tarafınızdan yayınlanmış belgelerin izini sürmek kâfi. Zannediyorum artık tarihçileri hafife almaktan vazgeçersiniz. Anladığınız gibi, şu anda tarafınızdan da yayınlanmış bir belge üzerinde konuşmaktayız. Ben, herhangi bir çarpıtma ve belge tahrifatı tehlikesinin önüne geçmek için, bu belgede tarafınızdan silinmiş olan ismin Murad Gümen olduğunu söylüyorum, o kadar. Bir anlamda, tarafınızdan kamuoyuna sunulmuş bir belgede yaptığınız değişikliği düzeltiyorum. Biliyorsunuz, biz akademisyenler belge üzerinde oynanmasından çok fazla hoşlanmıyoruz. Kendi isminizi saklayarak başkalarına saldırmak, hakaret etmek hiç ahlaki bir davranış değil sayın Murad Gümen. Kendinizde gördüğünüz bir hakkı, bana ve benim durumumda olan birçok insanda niçin görmediğinizi inanın hâlâ çok merak ediyorum. |
Blog Sahibinin notu: Bu konuda yazilmis cesitli yazilarim, kan kusan murat dumencilere cevaplarim, yayinlamadigim 50nin uzerine yorumlar var. Hepsini rafa kaldirdim (silmedim ama, malum ilerde aleyhlerine delil olarak kullanacagim, iclerinde oyle kafatascilar var ki, Hrant'i bile o oldurdu diyebilirim yani!). Buraya son ekleyecegim birkac karikatur linki:
Bakiniz:
http://www.collectifvan.org/article.php?r=0&id=10491
http://www.armenews.com/article.php3?id_article=32679
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=251707
http://blogian.hayastan.com/2007/06/10/wwwmuradgumenorg/
http://www.wikio.com/news/Murad+Gumen
http://aramanoogian.blogspot.com/2007/06/celebrity-cartoonist-behind-hate.html
http://muradgumen.wordpress.com/about/
|
Türkücü İsmail Türüt’ün Hrant Dink cinayetinin sanıklarına övgüler içeren ‘Plan Yapmayın Plan’ adlı şarkısı ve YouTube’da yayınlanan klip, duyarlı çevrelerde infial uyandırdı. Ahlak ve vicdan sınırlarını zorlayarak Hrant Dink’in cansız bedeni üzerinden rant sağlanmaya ve kahramanlar üretilmeye çalışılması, büyük tepki çekti. |
Kaynak: Agos 21.09.2007
|
Çok satan gazetelerimizden birinin logosunun kenarında Türkiye’nin kimlere ait olduğu yazar. Sahibinin bile ‘devlet gazetesi’ adını çekinmeden kullandığı bu yayın organının sözü elbette ciddiye alınmalıdır. O söze bakarsanız, Türkiye Türklerindir. Tabii Türklerin ‘kim’ olduğu ise apayrı bir konudur. Ancak Yargıtay kararı ile ‘yerli yabancılar’ sayılan gayrimüslim vatandaşların Türk olmadığı açıktır. Ne var ki Türkiye Türklerin olduğuna göre, Türk olamayan gayrimüslimlerin de Türkiye’yi sahiplenemeyecekleri açıktır. Oysa herkesin bildiği üzere vatandaşlığın ortak zemini bir ülkenin birlikte sahiplenilebilmesidir. |
Kaynak: Agos 21.09.2007 Haftaya Bakis
Elazığspor’un cezası nedeniyle Malatya’da oynanan Elazığspor-Diyarbakır Belediye DİSKİ maçı öncesinde stada doğru yürüyen Elazığspor taraftarlarından bazılarının ‘Ermeni Malatya’ diye bağırması sonucu olaylar çıktı.
Türkiye 1. Lig takımlarından Elazığspor ve 2. Lig 5. Grup takımlarından Diyarbakır DİSKİ Belediyespor, Fortis Türkiye Kupası brinci kademe maçı için 5 Eylül Çarşamba günü Malatya İnönü Stadı’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşma öncesinde, maçı izlemek üzere Malatya’ya gelen bir grup Elazığsporlu taraftar, stada doğru yürürken, Battalgazi Kavşağı’nda, ‘Ermeni Malatya’ diye bağırmaya başladı. Bu slogana tepki gösteren çevredeki Malatyalı gençlerin Elazığspor taraftarlarına saldırması sonucu çıkan olaylarda 2 Elazığspor taraftarı yaralandı. Olaya müdahale eden polisler 3 kişiyi gözaltına aldı. Elazığsporlulara taş atarak karşılık veren Malatyalıların tepkisi ancak polisin sert müdahalesiyle önlendi. Daha sonra maçı izlemek üzere İnönü Stadı’na giren Elazığsporlu taraftarlar, burada da Malatya aleyhine slogan atmaya devam edince Malatya Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya devreye girdi ve o grubun tribünün iç kısmına alınması talimatını verdi. Elazığsporluların polise direnmesi üzerine polis cop kullanarak taraftarları kapalı tribünün iç kısmına aldırdı. Elazığsporlu taraftarlar bu kez de stad içindeki camları ve lavabo taşlarını kırdı. Maç, Diyarbakır DİSKİ Belediyespor’un 2-0 üstünlüğü ile sona ererken, Elazığsporlu taraftarlar maçın ardından polisin yoğun güvenlik önlemleri altında stattan çıkarıldı.
Kaynak: Agos 14.09.2007