3/8/2007
Taner Akcam'in basina geleceklerden murad gumen sorumludur!
|
METİN UNDER, Aktüel, 19-25 Temmuz 2007
“Düşüncelerinizin tamamına karşıyım. Ama onları söyleme hakkınızı hayatımın sonuna kadar savunacağım.” Ünlü Fransız düşünür Voltaire’in günümüzden iki buçuk yüzyıl önce söylediği ve Aydınlanma Devrimi’ne öncülük eden bu sözü ne yazık ki yine gündemde! Çünkü Türkiye’de farklı sesler, farklı görüşler yine kolayca vatan haini ilan ediliyor, daha da vahimi hedef gösteriliyor; tıpkı Hrant Dink cinayeti ve Malatya Katliamı’nda olduğu gibi! Ermeni sorunu konusunda devletin tezlerinden farklı düşüncelere sahip olan tarihçi Taner Akçam’ın Agos Gazetesi’nde yazdığı iki yazıdan sonra başına gelenlerse bu kanlı olaylardan ders alınmadığını gösteriyor. • Holdwater’ın gerçek kimliğini neden açıkladınız? Holdwater, ABD’de adını saklayarak aleyhime açık yalan ve iftiraya dayanarak kampanya faaliyetleri yürüten kelimenin gerçek anlamı ile bir muhbir. Bu muhbirin internet sitesindeki asılsız bilgilere dayanarak Kanada polisi tarafından terörist olduğum suçlamasıyla dört saat gözaltına alındım. Kanada polisi bu zatın sitesindeki bilgilerle tahrif edilmiş Wikipedia sayfasını bana kanıt olarak verdi. Ben 1 Kasım 2006’da New York’taki bir kitap tanıtımı toplantımda fiziksel saldırıya uğradım. Polis korudu beni. Benim bütün toplantılarıma bu tür saldırılar organize ediliyor. • Bu saldırıları Murad Gümen mi organize ediyor? Bu kişi, bu çevrelerin içerisinde önemli bir rol oynuyor ve bunun sitesindeki bilgiler de kullanılıyor. Örneğin New York’ta aleyhime dağıtılan bildirideki ifadeler bunun sitesinden alınma. Bu ifadeler de şunlar: ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Commer’in ODTÜ’de yakılan arabasını ben yakmışım. Ben Türkiye’de ABD’lileri öldüren bir örgütün yöneticisiymişim. Ve ben bir teröristmişim. Ben bu zatla hiç uğraşmadım. Sorun da etmedim kendime ama en son Kanada sınırında dört saat tutuklandıktan sonra kim olduğunu, kendisi hakkında yazdığı bilgilerden yola çıkarak tespit ettim ve şunu söyledim: Bak ben burada adımla ortadayım. Sen hem korktuğunu söyleyip adını saklıyorsun hem de bana saldırı organize etmekten, muhbirlikten geri kalmıyorsun. Bu tek kelimeyle ayıptır, terbiyesizliktir. Çık ortaya, söyleyecek neyin varsa, benim gibi açık adın ve adresinle söyle. • Tehdit mektubu bu yazınızın ardından mı geldi? Bu yazımdan aşağı yukarı iki buçuk hafta sonra 11 Haziran 2007’de bir tehdit mektubu aldım. Bu tehdit mektubu buradaki ABD polisinin araştırmasına göre Türkiye kaynaklı ve mektupta şunlar yazılı: “Bugün bizler yasal sınırlar içerisinde sen ve dostların olacak mahlûkatlar ile mücadele etmeye başlıyoruz. Ancak bundan sonuç alamazsak başka alternatif yollara başvuracağız. Dünyadan senin gibi lağım mikrobunun silinmesi dünya barışı ve gerçekleri için daha iyi olacaktır. Yarın senin için çok daha zor olacak. Dua et ki, bir an önce şeytan seni götürsün, yoksa bu dünyada cehennemi yaşamaya başlayacaksın… Holdwater’ı keşfettin sanıyorsun. Ancak çok yanılıyorsun. Çünkü dünyada milyonlarca Holdwater var şu anda. Bir gün sen ve senin vahşi Ermeni kankaların bu Holdwater denizinde boğulacaksınız. Gerçekler acıtır, hem de çok acıtır” diye devam ediyor. • Basının tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Agos’taki yazımdan tam bir ay sonra, 21 Haziran’da Türkiye’nin en büyük gazetelerinden biri sanki Türkiye’nin en önemli meselesi buymuş gibi aleyhime linç kampanyası başlattı. Aynı gazete, gazeteciliğin ve basın ahlâk kurallarının en temel kurallarını açıktan çiğneyerek çok ciddi bir suç işledi. Ne üniversitemi, ne bölümümü ne de çalıştığım enstitüyü arayarak haber bıraktılar. Hiçbir biçimde aramadan ve sormadan ertesi günü “Taner Akçam ortadan kayboldu” diye yine başlık attılar. Ve daha sonra yeniden benim Murad Gümen’e ilişkin başka yazılar yazdığıma ilişkin deli saçması şeyleri yazmaya devam ettiler. Düzeltme yolladım, onu da basmadılar. Kendilerine benimle bu konuda görüşmeleri gerektiğini de yazdım. Bunu da yapmadılar. Ortada son derece ciddi, ciddiye alınması gereken bir linç girişimi var. Bir cinayetin zihniyet dünyası örgütleniyor. Avukatlarım Basın Konseyi’ne başvurdu. Konsey ne karar verecek, bilemiyorum. Bütün bunların yapılmayıp böyle bir kampanyanın yürütülmesi beni çok ürküttü. Çünkü aynen Hrant’a da böyle yapmışlardı. ABD’de bile endişeliyim • Ahmet Altan sizin “Hrant’tan sonra galiba beni sıraya koydular” dediğinizi yazdı. Bu kanıya nasıl vardınız? Hrant da Sabiha Gökçen’in kimliğini açıkladı ve bu yazıdan iki hafta sonra aynı gazetede başlığa çıktı. Şimdi bu gazetenin bu kampanyayı, tehdit mektubundan 10 gün sonra başlatması çok anlamlıdır. Tesadüf değildir. Bu gazete burada bir gazete değil, bir cinayet silahı olarak işlem görmektedir. Ben ABD’de bile ciddi endişeye sahibim. Bu durum çok ürkütücü. Bu tür tehdit mektuplarını, Türkiye’de artık Hrant Dink’in öldürüldüğü gerçekliği üzerinden değerlendirmek gerek. Ben ocak ayında, İstanbul’da Hrant’la görüşürken bilgisayarını açıp kendisine gelen tehdit e-postalarını bana okuttu. Çok korktuğunu, çok endişelendiğini söyledi. Ve sonra öldürüldü. Ben Türkiye’de çok ciddi bir atmosferin yaratıldığını düşünüyorum. Bu atmosfer resmi devletin görüşü dışında görüş ileri sürenlerin öldürülmesinin makul olabileceğine ilişkin bir atmosfer. • Ermeni sorunu konusundaki çalışmalarınız yüzünden mi böyle oluyor? Evet. Çalışmalarım ve son kitabım. Son kampanya İngilizce kitabım çıktıktan sonra başladı zaten. İngilizlerin bir deyimi var: “Shoot the messenger.” Kitabın kendi argümanlarıyla baş edemeyince yazarını kişisel olarak hedef almak. Ben Murad Gümen’in çok etkili bir insan olduğunu zannetmiyorum. Ama bu gazetenin kampanyasıyla belli oluyor ki arkasında onu kullanan güçlü dostları var. Size bir örnek vereyim: Murad Gümen’in sayfasına giderseniz benim terörist eylemlerim olarak yansıtılan bir liste bulursunuz. Bunlar 1974-1975 yıllarına ilişkin gözaltına alınmalarımdır ve bunların kaydı Emniyet’ten başka hiçbir yerde yoktur, hiçbir yerde de yazılı değildir. Türkçe bile bilmediğini söyleyen bu kişiye bu bilgileri bu zata kim servis ediyor? • Birtakım devlet kurumlarının servis ettiğini mi düşünüyorsunuz? Başka hiçbir ihtimal vermiyorum. Benim hakkımda Türkiye’de terörist eylemde bulunduğuma dair herhangi bir soruşturma veya dava yok. Hiç olmadı. Bu servis ve kampanyalarla ABD’lilere şunu söylemiş oluyorlar: “Her ne kadar bizim kanunlarımıza göre sicili temiz bir vatandaşsa da siz lütfen bu adama terörist muamelesi yapın.” Murad Gümen’i ve benzeri birtakım insanları bu amaç için kullanıyorlar. Üzücü olan şudur: Ermeni meselesinde resmi Türk tezlerinin savunulması bu tür metodlara mı kaldı? Resmi Türk tezinin doğruluğu, Taner Akçam’ın Amerikalı öldürdüğü gibi zırvalıklarla mı ispat edilecek? Bu en azından bu düşüncelere inanan insanlara saygısızlık değil midir? Murad Gümen’e servis yapanlar, bu deli saçması propagandalarıyla Türkiye Hükümeti’nin imajına ciddi zararlar verdiklerinin farkında değiller mi? Zannetmiyorum ki resmi Türk tezlerinin doğruluğuna inanan insanlar bile bu tür iğrençlikleri normal görsünler. En azından onlar hak etmiyor bunu. • Adını açıkladığınız için siz de Gümen’i hedef göstermiş olmadınız mı? Artık o da tehdit alıyormuş… Zannetmiyorum. Resmi Türk devlet görüşünü savunan onlarca insan açık ad ve adresleriyle faaliyet gösteriyorlar. Bana yönelik kampanyanın yüzde biri ona yapılırsa ben onun yanında olurum. Ona sahip çıkarım ben. Sonuçta benim Holdwater’ın ismini açıkladığım yazının İngilizcesi Agos’tan alındı ve buradaki bazı Ermeni gazetelerine yollandı. Yollayan kişi bana söyledi; Ermeni gazeteleri haber değeri yok diye yayınlamamış. |
Kaynak: Agos 3 Agustos 2007

Konu: merhaba
merhaba garine, 27/7/2007 tarihli yorumunu bugün okudum...biliyor musun hiç şaşırmadım, amaçları sizleri korkutmak hatta bizleri de... bunlar ne yaptıklarını bilmez insanlar. her zaman yanınızdayız... adalara senden selam çaktım gitti.
sevgiyle kal...
Bağlantı »