« Önceki | Sonraki »

23/8/2007

Ermeniler her zaman olağan şüpheli

 

‘Türklüğü Ölçmek, Bilimkurgusal Antropoloji ve Türk Milliyetçiliğinin Irkçı Çehresi (1925-1939)’ kitabının yazarı ve Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü doktora öğrencisi Nazan Maksudyan, hem TTK başkanı Halaçoğlu’nun açıklamalarını, hem de bu açıklamalara duyulan tepkileri değerlendiriyor.


Açıklamalar dehşet verici

Yusuf Halaçoğlu’nun açıklamalarını okuyup da dehşete düşmemek mümkün değil. Irk kavramının bilimsel olarak dayanaksız olduğu uzun zamandır bilim adamları tarafından kabul ediliyor. Buna rağmen halihazırda insanları çeşitli kategorilerin altına yerleştirerek (Ermeni, Kürt, Türkmen) bu insanların bir grup olarak belli özellikleri taşıdığını ve belli bir yönde hareket edeceğini varsaymak en masum tabirle indirgemecilik, argümanın vardığı asıl yerler düşünüldüğünde de elbette ırkçılıktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında milliyetçi paradigmayı etkileyen akımlardan birinin de ırkçılık olduğunu, özellikle milli tarih ve milli dil tezleri şekillendirilirken “Türk ırkı”na ciddi atıflarda bulunulduğunu biliyoruz. Antropoloji adı altında bilimsellikten tamamen uzak araştırmalar yaptırılmış, devletin kurucu unsuru “Türk ırkı”nın üstünlüğü her fırsatta dile getirilmiştir. Kültür ya da vatandaşlık kavramlarının aksine “ırk” sonradan aidiyetin mümkün olmadığı bir kategori olduğu için kan, soy, köken gibi referans noktaları her zaman dışlayıcılık ya da ikinci sınıf vatandaşlığı beraberinde getirmiştir.

‘Irk’ kimliği belirler mi? 

Irkçılığın resmi ideolojiyle temasları ve bilimsel ırkçı çevrelerin ömrü uzun olmadıysa da, tarihsel ve ideolojik bagaj ne yazık ki alttan alta akmayı sürdürüyor. Halaçoğlu’nun açıklamasına göre “Kürt diye bildiğimiz insanlar aslında yapısal olarak...” Türkmen ya da Ermeniymiş! Kürt kimliğini reddetmeyi amaçlayan bu ifadedeki ırkçı varsayım gerçekten korkutucu. Herhangi bir kimlikten bahsetmek için dil, coğrafya, kültür, ortak tarih gibi unsurlar elbette yeterlidir. Ancak görünen o ki bazıları için hala sadece kan veya “ırk birliği” kimliğin temel ögesi.

Halaçoğlu’nun kendilerine Kürt Alevi olarak tanımlayan vatandaşların aslında Ermeni olduğunu iddia etmesi, günümüz milliyetçiliğinin mihenk taşlarından olan 1915 felâketinin inkârına da gönderme yapıyor. Ermeniler ölmemiş, Alevi kimliği altında yaşıyorlar! Son yıllarda, tehcirden kurtulmak için ihtida etmek zorunda kalan kadınlar ve çocuklar hakkında çok sayıda araştırma yayımlandı. Din değiştirmenin tehcirin bir parçası olduğu tartışılmaz bir gerçek. Ancak Alevilik gibi zaten yüzyıllardır ciddi baskı ve şiddete maruz kalan bir inanışa ihtida etmek, tehcirden sorumlu Osmanlı yetkilileri için ne kadar kabul edilebilirdi, şüpheli.

Hrant Dink cinayetini hatırlayalım 

Diğer yandan Ermeni kökenli olmakla “terör örgütleriyle” ilişki içinde bulunmanın kalıtımsal bir hastalıkmış gibi değerlendirilmesi de sık karşılaştığımız bir ırkçılık örneği. “Dönmüş, dönmemiş” ülkede yaşayan tüm Ermeniler zaten her fırsatta olağan şüpheli durumuna sokuluyor. Halklararası önyargı ve nefretin ne yazık ki azalacağına güçlendiği bu topraklarda bu tip açıklamaların barış için çalışmak yerine savaşı körüklediği açık değil mi? Bu tip “bilgilendirmelerle” birilerinin tahrik olduğu, hatta daha da ileri giderek ceza kestiği, daha Ocak ayında Hrant Dink cinayetinde görülmedi mi?

Tepkileri bir yönüyle sevindirici

Yalnız, bu açıklamanın arkasından gelen tepkilerle ilgili de bir takım tespitlerde bulunmak gerekiyor. Öncelikle, birçok kişi, kurum ve basın organı tarafından Halaçoğlu’nun eleştirilmesi ciddi bir değişikliktir ve son derece sevindiricidir. Zira, bu tip açıklamaları Halaçoğlu ya da benzerlerinin ağzından ilk defa duymuyoruz. Şimdiye kadar asabi bir gülümsemeyle kafamızdan uzaklaştırmaya çalıştığımız bu tip yorumlar ilk defa böyle ciddi bir tepkiyle karşılaştı. Açıklamayı cumartesi günkü Milliyet gazetesinin oldukça küçük haberinden okuyup bu sefer de aynı sessizliğin hakim olacağını düşünürken, Ahmet Türk’ün Türk Tarih Kurumu Başkanı’nın görevinden alınmasını talep eden cesur açıklaması ortamdaki havayı tamamen değiştirdi ve birçok muhalif ses kendini duyurabilirdi. Dolayısıyla, konjonktür, meclis dağılımı, siyasi temsil gibi meselelerin siyaset yapmadaki önemini bu ilk örnekte görmüş olduk. Bu resmin pozitif tarafı.

Resmin negatifine de bakmalı 

Bir de negatife bakmak gerek elbette. Halaçoğlu’nun açıklamasına karşılık dile getirilen tepkilerin bazıları bir anlamda kraldan çok kralcı bir tavırla milliyetçiliği yeniden üretir biçimdeydi. Görünen o ki rahatsızlık büyük ölçüde Ermenilik tahkirinden ileri geliyor. Bu yüzden Kamer Genç açıklamasında “bu söylemle Kürt kökenli Alevilere hakaret” edildiğini belirtmiş. Daha yumuşak bir dille de olsa Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği Genel Başkanı Mazhar Aktaş, açıklamayı hakaret olarak gördüklerini dile getirdi. Ne yazık ki hâlâ köken, soy gibi kavramlarla gururlanmak veya aşağılanmak durumundayız. ‘Human Genome Project’ gibi genetik araştırmaların aslında hepimizin Afrikalı olduğunu göstermesi de bir tür hakaret olmasın?

 

 

Kaynak: Agos

 

 


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Blogcu ile yapıldı

~~~~~~ Neler oluyor hayatta... Siz hala uyuyor musunuz???~~~~~~