« Önceki | Sonraki »

30/12/2007

Türkler'in 'tek' sorunu var! - Ahmet Altan

 
26 Aralık 2007 Çarşamba - Usta yazar Ahmet Altan bugünkü yazısında karşılaştığımız tüm sorunları tek bir başlıkta topladı: Türk sorunu...
 
Taraf Gazetesi yazarı Ahmet Altan, Kürt, Ermeni, Kıbrıs, türban, terör ve 301 sorunlarını tek bir başlıkta topladı: Türk sorunu...

Altan, bakın bu tezini nasıl temellendirdi:

- Türk sorunu…

Her sorunun bir adı var.
Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, türban sorunu, terör sorunu, 301 sorunu…
Biz bunların hepsini tek tek ayrı sorunlar olarak görüyoruz.
Bunların hepsinin aslında tek bir ismi olabileceği pek aklımıza gelmiyor.
Belki de bizim böyle hepsi değişik isimli birçok sorunumuz yok.
Belki de bizim adı “Türk sorunu” olan tek bir sorunumuz bulunuyor.
Neticede bütün bu sorunların kaynağında hep kendimize rastlıyoruz.
Biz başka türlü davransak belki de bu sorunlar olmayacaktı.
Kabul edelim ki bizim “narsisistik” bir yapımız var.
Kendini çok beğenen, kendine hayran, böylesine muhteşem olduğu için her istediğini yapmaya hakkı olduğuna inanan, kendisinin başkalarına yaptığını fark etmeyen ama başkalarının kendisine yaptığı en küçük bir davranışta hemen “haksızlığa uğradığını” düşünen bir kişilik yapısı bu.
Asla kendini haksız görmez.
Asla hafızası kendi yaptıklarını kaydetmez.
Ama daima “kendine yapılanları” hatırlar.
Niye öyle bir davranışla karşılaştığını hiç sormaz.
Çünkü o, öylesine olağanüstüdür ki o ne yaparsa yapsın ona tepki gösterilmemelidir.
Aranızda Kürtlere neler yapıldığını hatırlayan var mı?
12 Eylül"deki baskıları, Diyarbakır Hapishanesi"ni, işkenceleri, yakılan köyleri, Kürtçe konuşulmasının yasaklanmasını, çocuklarına istedikleri isimleri bile koymalarına izin verilmediğini, şarkı söylemenin bile suç olduğunu hatırlayan var mı?
Olduğunu sanmıyorum.
Kürt sorunu deyince bunları hiç düşünmüyoruz.
Bizim için Kürt sorunu demek, PKK, dağa çıkan çocuklar, basılan karakollarımız demek.
Sorunun nasıl çıktığı çoktan hafızamızdan silinmiş.
Ermeni sorununa bakın.
En iyimser rakamlara göre dört yüz bin, bazılarına göre bir buçuk milyon Ermeninin öldürüldüğü o korkunç “tehciri”, nehirlere atılan ihtiyarları, kayalara vurulan bebekleri, boğulan kadınları, el konulan malları hatırlayanınız var mı?
Yok, herhalde.
Biz ne hatırlıyoruz?
Rus askerleriyle birlikte Türk köylerine saldıran Ermeni komitacıları.
Ermeni komitacılar kaç kişiydi, öldürülen Ermeniler kaç kişiydi?
Rus sınırındaki komitacılarla, Bursa"daki, Adana"daki, Kayseri"deki Ermenilerin ne ilgisi vardı?
Hadi, bunlar yaşandı geçti.
Peki, yaşananı bir daha değerlendirmeye, olanları gözden geçirmeye, bizim de “haksız” olabileceğimizi bir kerelik olsun düşünmeye istekli miyiz?
Hayır.
Ya Kıbrıs meselesi.
Biz, Türklere neler yapıldığını hatırlıyoruz, basılan köylerimizi, öldürülen insanlarımızı.
Peki, o olaylardan önce, “bağımsızlık” isteyen Rumlara karşı İngilizlerle işbirliği yapan Türklerin neler yaptığını hatırlıyor muyuz?
Hayır.
Nikos Sampson"u hatırlıyoruz. Onun yaptığı manasız darbeyi de hatırlıyoruz. “Soydaşlarımızı” korumak için adaya “kahramanca “çıkışımızı da hatırlıyoruz.
Peki, o adanın yarısına yerleştiğimizi, Rumların mallarına el koyduğumuzu, Kıbrıslı Türkleri bile adadan kaçıracak hale getirdiğimizi hatırlıyor muyuz?
Bütün çözüm önerilerini reddettiğimizi hatırlıyor muyuz?
Bakın, uzun sürmüş bir ilişkide hiçbir zaman bir taraf yüzde yüz haklı, diğer taraf yüzde yüz haksız olamaz.
Bizim de haklı olduğumuz zamanlar, haksız olduğumuz zamanlar olmuştur.
Haksızlığa uğramışızdır.
Haksızlık yapmışızdır.
Ama kendi yaptıklarımızı külliyen yok sayıp, sadece karşımızdakilerin yaptıklarını hafızamıza kaydetmek, sonunda bizi öfkeli, “intikam almak” isteyen, herkesi düşman gören, uzlaşmasız bir toplum haline getirir…
Ki zaten öyle olduk.
Bence, sorunlarımızın bu kadar uzamasının, bir türlü çözülememesinin, hiçbir uzlaşma yolunun bulunamamasının, hep kızgın olmamızın, hep haksızlığa uğradığımıza inanmamızın, hep kuşkulanmamızın temelinde bu garip “narsisizmimiz” ve sadece kendimize yapılanları hatırlayan hafızamız yatıyor.
Biz, yaptıklarımızı kabul etmek istemiyoruz.
Biz, asla “özür dilerim” demek istemiyoruz.
Biz, bir çözüm yolu bulmayı önermeyi istemiyoruz.
Biz, sadece cezalandırmak istiyoruz.
Bize yapılanları ödetmek istiyoruz.
Ve, sorunlar hiç bitmiyor.
Sonra da o sorunları parçalara ayırıyoruz ve onlara değişik isimler takıyoruz.
Belki de sorunların değişik isimleri yok.
Belki de tek isimli bir sorun bu.
Türk sorunu.
Bizim “narsisist” yapımızın başımıza açtıkları bunlar.
Bütün bunları çözebilmek için de…
Gerçeği görmemiz gerekiyor.
Ama işte bu da başka bir sorun…
Çünkü narsisistler kolay kolay gerçeği göremez.
Anlayacağınız, Türk sorunu, sorunlarımız arasında halli en güç olanı.

 

 

Kaynak: http://www.hurhaber.com/news_detail.php?id=92609


Arkadaşına Gönder!

Blogcu ile yapıldı

~~~~~~ Neler oluyor hayatta... Siz hala uyuyor musunuz???~~~~~~