« Önceki | Sonraki »

11/10/2007

Dink ve Seropyan’a 301’den ceza

 

Agos gazetesi Yazıişleri Müdürü Arat Dink ve İmtiyaz sahibi Sarkis Seropyan TCK’nın 301. maddesinden ceza aldı.


11 Ekim 2007 Çarşamba günü Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmada, Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ın avukatlarından Fethiye Çetin yaptığı savunmada; “Öncelikle iki hususun altını çizmek istiyorum. Agos gazetesinde yayınlanan suça konu haber haftalık bir gazetede yayınlanmıştır. 21/07/2006 tarihli tüm ulusal basın ve televizyonlarda haber bu cümle ile yer almıştır. Haberleştirilen metin daha önce başka gazetelerde habere konu edilmiştir. Bu gazetelerin hiçbirine karşı açılmış bir ceza davası yoktur. Bu hususa özellikle dikkat çekmek istiyorum. Agos’a ceza verilmesi ayrımcılık yasağının ihlali olacaktır. Ayrıca Hrant Dink hakkında Ceza Genel kurulu’nun 2006/184 karar nolu kararında Ceza Genel Kurulu Hrant Dink’in beyanını ifade özgürlüğü olarak belirtilmiştir. Beraata karar verilsin” derken, Avukat Erdal Doğan ise, “Suç kastı yoktur. Özellikle Türklüğü aşağılama kastı yoktur. İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesini talep ediyoruz” dedi.

Arat Dink ve Sarkis Seropyan hakkında TCK’nın 301/1 maddesi uyarınca verilen 1 yıl hapis cezası, sabıkasızlıkları göz önünde tutularak ertelendi. Agos gazetesi avukatları verilen cezayı haksız bulduklarını ve temyiz edeceklerini açıkladılar. 

“Bu dava tipik bir ayrımcılık örneğidir”

Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ın avukatları verilen mahkumiyet kararını haksız bulduklarını belirttikleri bir basın açıklaması yaptılar. Makine Mühendisleri Odası’nda yapılan açıklamanın yazılı metnini yayınlıyoruz.

“Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, 18.09.2006 tarih 2006/36347 Hazırlık Numaralı iddianamesi ile Hrant Dink, Arat Dink ve Sarkis Seropyan aleyhine Türklüğü basın yoluyla aşağıladıkları iddiası ile dava açmıştır. Dava konusu eylem Agos gazetesinin 21.07.2006 tarihli nüshasında “301’e karşı bir imza” başlıklı yazıda, Hrant Dink’in Reuters ajansına verdiği demeçte kullandığı sözlerin bir kısmının haberle birlikte yayınlanmasıdır. İlgili haber “Dink’in Reuters ajansına verdiği demeçte “Elbette bu bir soykırımdır diyorum. Çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. Dört bindir yıldır bu topraklarda yaşayan bir halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyorsunuz” şeklindedir. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı bu haberi gerekçe göstererek dava açmıştır.

İddianame Şişli 2.Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve davanın ilk duruşması 18.04.2007 tarihine verilmiş ve davanın ilk duruşması yapılamadan Hrant Dink 19.01.2007 tarihinde alçakça öldürülmüştür. Ve bu nedenle de Mahkeme tarafından Hrant Dink hakkında açılan dava düşürülmüş ve davanın ilk duruşması 14.06.2007 tarihinde yapılabilmiştir.

Dava Agos gazetesi yazı işleri müdürü Arat Dink ve imtiyaz sahibi Sarkis Seropyan aleyhine devam etmiş, Arat Dink ve Sarkis Seropyan Hrant Dink tarafından yapılan açıklamayla ilgili soruşturmayı haber yaptıkları için davaya devam edilmiştir. Oysa ki aynı içerikteki haberi ulusal yayın organları ve televizyonları da bir hafta boyunca haberleştirmişlerdir. Agos Gazetesi de söz konusu haberi ulusal gazete ve televizyonlardan alarak sayfalarına koymuştur. Bu haber nedeni ile yargılamalarına devam edilen Dink ve Seropyan 11.10.2007 tarihli karar duruşmasında TCK 301/1 uyarınca alt sınırından uzaklaşılarak 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmışlardır.

Bu dava ile cezalandırılan Agos Gazetesinde yapılan haberdir. Oysa ki daha önce bu habere yer veren ulusal basın yayın organlarından hiçbiri aynı suçlama ile karşı karşıya kalmamış ve yine hiçbirinin yazı işleri müdürü ve imtiyaz sahibi hakkında dava açılmamıştır. Bu nokta dikkat çekicidir.

Arat Dink ve Sarkis Seropyan tıpkı diğer gazeteciler gibi açılan bir soruşturmayı haberleştirerek görevlerini yapmışlardır. Bu eylem mevcut yasalarımızın hiçbirinde bir suç tipi olarak tanımlanmış değildir. Oysa ki Türk Ceza Kanunu’nun en temel ilkesi “Kanunsuz Suç Olmaz” ilkesidir. Bu karar ile Türk Ceza Kanunu’nun en temel ilkesi de ihlal edilmiş ve olmayan bir suçtan ötürü ceza verilmiştir. Ceza Kanununda suç olarak tanımlanmamış bir eylemden ötürü ceza verilmiş olmasının yanı sıra, kararda “Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ın Türk Milletine soykırım isnat eden haber yayınladıkları mahkemelerce sabit görüldüğünden sanıkların ayrı ayrı kişilikleri, eylemlerin özellikleri dikkate alınarak TCK 301/1 maddesi uyarınca ayrı ayrı takdiren ve teşdiden, 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına” ifadesi kullanılmıştır. Teşdiden demek, yasada öngörülen cezanın alt sınırından uzaklaşarak daha yüksek bir ceza vermek demektir. Uygulamada koşulları oluşmuşsa alt sınırdan ceza tayin edilir. Çok nadir durumlarda ve gerekçesi kararda belirtilmek koşuluyla alt sınırdan uzaklaşılabilmektedir.

Yani mahkeme suç olmayan bir eylemden ceza vermekle kalmamış, üstüne üstlük TCK 301/1’de öngörülen cezanın alt sınırından uzaklaşarak ceza tayin etmiştir. Bu uygulamasına da gerekçe olarak SANIKLARIN AYRI AYRI KİŞİLİKLERİ’nin vurgulanması dikkat çekicidir. Acaba sanıkların Ermeni olmasının bu kararda tesiri var mıdır? Bu dava iddianamenin hazırlanma sürecinden başlayarak tüm aşamaları ve kararı ile tipik bir ayrımcılık örneğidir. Bu karar basın özgürlüğünün ihlalidir. Bu kararla ayrıca anayasanın 26. maddesi ile 90. maddesi de ihlal edilmiştir. Bu karar ile aslında Hrant Dink mahkûm edilmiştir.” 

Fethiye Çetin’in Alman televizyonuna dava ile ilgili gelişmeleri anlattığı röportaj için tıklayınız


Aynı içerikteki haberi Agos’dan önce yayınlayan yayın organları:

NTV
19 TEMMUZ 2006

Hrant Dink’e yeni soruşturma

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink hakkında, Reuters ajansına verdiği bir demeçte, Türklüğe hakaret ettiği gerekçesiyle yeni bir soruşturma başlattı.

http://www.ntv.com.tr/news/380037.asp



YENİ ŞAFAK 19 TEMMUZ 2006

Hrant Dink’e yeni soruşturma açıldı

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink hakkında Reuters’e verdiği bir demeçten ötürü Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Hrant Dink’in, 14 Temmuz’da Reuters ajansına verdiği demeçte Ermeni soykırımını savunduğu belirtilerek “Elbette bu bir soykırımdır diyorum. Çünkü sonuç kendini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. 4 bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halkın bu olarlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyorsunuz” dediği belirtiliyor. Bu sözler üzerine yapılan suç duyurusu üzerine Şişli Cumhuriyet Savcılığı, Hrant Dink hakkında Türklüğü aşağılamak suçundan soruşturma başlattı.

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/

2006/temmuz/19/g11.html



SABAH, 14 HAZİRAN 2006 

Hrant Dink 2 davadan beraat etti

“Türklüğü hakaret etmek” ve “Adli yargıyı etkilemeye teşebbüs etmek” suçlamasıyla yargılanan Hırant Dink’in öldürülmesinin ardından, hakkında yargılamanın ortadan kaldırılmasına karar verilen üç davada, diğer sanıkların yargılanmasına devam edildi. Daha önce karara bağlanan ancak Yargıtay tarafından bozularak mahkemeye iade edilen iki davada, Dink haricindeki sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

http://www.sabah.com.tr/2007/06/14/haber,

E1F1E4BB6F6847E486DE359E7834E7B1.html



RADİKAL 15 HAZİRAN 2006

Dink’in oğluna hapis istemi

Reuters’e ‘Bu soykırımdır’ dediği için TCK 301’den yargılanan Hrant Dink’le ilgili suçlama, öldüğü için düştü. Aynı davada yargılanan oğlunaysa üç yıl hapis isteniyor...

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224199 



Davanın öncesi


Hrant Dink’in Reuters Haber Ajansı’na verdiği ‘Ermeni sorunu’ ile ilgili demeç, milliyetçi avukat Kemal Kerinçsiz’in arkadaşlarından Recep Akkuş’un Şişli Savcılığı’na yaptığı şikâyet üzerine soruşturma konusu olmuştu. Bu demeçte Hrant Dink şöyle diyordu: “Elbette bu bir soykırımdır diyorum, çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. 4 bin yıldır bu topraklarda yaşayan halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyoruz.” Akkuş’un şikâyeti üzerine bu sözlere soruşturma açıldığı haberi, 21 Temmuz 2006 tarihli Agos gazetesinde de duyuruldu. ‘301’e karşı 1 oy’ başlıklı haberde, hem soruşturmanın kendisi hem de soruşturmaya konu olan demeç aktarılması üzerine Şişli Cumhuriyet Savcılığı 21 Temmuz’da Agos gazetesinde yer alan ve soruşturma açıldığını duyuran haberde kullanılan bölümle ilgili dava açtı. İddianamede, Dink ile gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Arat Dink ve imtiyaz sahibi Sarkis Seropyan hakkında, TCK’nın 301. maddesi gereğince Hrant Dink’in daha önce mahkûm olduğu ‘Türklüğü aşağılamak’ suçuna istinaden altı aydan üç yıla kadar hapis cezası istendi. Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesi üzerine, devam eden davalarda Dink’in yargılanmaması yönünde karar verilirken, davada Dink’le birlikte yer alan Agos’un yazı işleri müdürü Arat Dink ve imtiyaz sahibi Sarkis Seropyan’ın yargılanmasına devam edilmesi kararı alınmıştı.

 

 

Kaynak: Agos 12.10.2007

 

 

28/9/2007

Üsküdar’daki kiliselere molotof kokteylli saldırı

 

Üsküdar’da bulunan Surp Haç Ermeni Kilisesi ve Profiti İlya Rum Kilisesi’ne kimliği belirsiz kişiler tarafından molotof kokteylli saldırı düzenlendi.


19 Eylül Çarşamba akşamı, 21:00-22:00 sularında, kimliği henüz belirlenemeyen şahıslar tarafından Surp Haç Kilisesi’nin bahçesine molotof kokteyli ve floresan lambalar fırlatıldı. Atılan molotofun beton zemine isabet etmesi sonucunda yangın tehlikesi yaşanmazken, bahçeye atılan floresan lambaların patlamasıyla civarda tedirgin dakikalar yaşandı.

Surp Haç Kilisesi’ne yaklaşık 1 km uzaklıkta bulunan Profiti İlya Rum Kilisesi’ne de aynı gece saat 02:00 sularında kimliği belirsiz kişiler tarafından molotof kokteylli saldırı düzenlendi. Kilisenin sokak kapısına atılan molotofun patlamasıyla kilisenin kapısında hasar meydana gelirken, yanıcı sıvının kapıdan bahçeye sızmasıyla kilisenin giriş kısmı da hasar gördü. Olaya kısa sürede müdahale ederek olası bir yangını önleyen kilise bekçisinin polisi durumdan haberdar etmesi üzerine, Üsküdar Asayiş, Terörle Mücadele ve Çevik Kuvvet ekipleri aynı gece olay yerine ulaşarak inceleme yaptı.

Polisin incelemeleri sürerken, 20 Eylül Perşembe akşamı Surp Haç Kilisesi’ne yine molotof kokteylli bir saldırı düzenlendi. Kimliği henüz belirlenemeyen şahıslar tarafından kilisenin bahçesine atılan molotof kokteyli, kısa sürede müdahale edilerek etkisiz hale getirildi.

Terörle Mücadele ve Çevik Kuvvet ekipleri tarafından, civardaki kiliseler etrafında geniş çaplı bir operasyon başlatıldı. Güvenlik ve asayiş ekiplerinin 24 saat devriye gezdiği kiliselerin güvenlik kameralarını inceleme altına alan Çevik Kuvvet yetkilileri, civarda yürüttükleri operasyonlar sonucunda iki şüpheli şahsı gözaltına alarak Üsküdar Çevik Kuvvet merkezinde sorgulamaya aldı.

Yetkililerle haftasonu yaptığımız görüşmelerde, gözaltına alınan şahısların olaylarla alakası olmadığının anlaşılarak serbest bırakıldığı, Terörle Mücadele ve Çevik Kuvvet ekipleri tarafından civardaki araştırmaların devam edeceği bildirildi.

 

 

Kaynak: Agos 28.09.2007

 

 

21/9/2007

Utanmayı bile unuttular

 

Türkücü İsmail Türüt’ün Hrant Dink cinayetinin sanıklarına övgüler içeren ‘Plan Yapmayın Plan’ adlı şarkısı ve YouTube’da yayınlanan klip, duyarlı çevrelerde infial uyandırdı.


Ahlak ve vicdan sınırlarını zorlayarak Hrant Dink’in cansız bedeni üzerinden rant sağlanmaya ve kahramanlar üretilmeye çalışılması, büyük tepki çekti.

Bu türkü etrafında şekillenen tartışmalar, akla “Acaba ‘utanmak’ sadece sözlüklerde yer alan bir mefhum haline mi geldi?” sorusunu getiriyor.

İnsan Hakları Derneği, Mazlum-Der ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı konuyla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. İzmir Barosu Başkanı Nevzat Erdemir ise Türüt’e “Kutlanacak yurtseverlik” sözleriyle destek verdi.

Bu süreçte, şarkının söz yazarı ülkücü Ozan Arif’in, Yeni Şafak ve gazetemiz yazarı Ali Bayramoğlu’nu hedef göstermeye çalışması dikkat çekti.

Dink cinayeti övgüsüne soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, türkücü İsmail Türüt’ün seslendirdiği ‘Plan Yapmayın Plan’ ile bu şarkı için yapılıp YouTube’a konan video görüntülerine ilişkin soruşturma başlattı.

‘Plan Yapmayın Plan’ adlı şarkı hakkında çıkan haberler üzerine, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, söz konusu video görüntülerine ilişkin kayıtları ve bu konudaki haberleri içeren bir dosya hazırlayarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Dosyayı inceleyen savcılık, iki yönlü soruşturma başlattı.

İsmail Türüt ve Arif Şirin, TCK’nın 215. (suçu ve suçluyu övme), 216. (halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme veya aşağılama) ve 218. (basın yoluyla işlenen suçlar) maddeleri kapsamında toplam 7,5 yıl hapis istemiyle yargılanacak.

Soruşturma kapsamında, bir yandan paylaşım sitesi YouTube’da yer alan klip görüntülerinin kimler tarafından hazırlanıp sunulduğu araştırılırken, diğer yandan şarkının sözlerinin suç unsuru taşıyıp taşımadığı inceleniyor.

Türüt ve Şirin ifade verdi

Öte yandan İsmail Türüt ile Ozan Arif, YouTube’da yayınlanan görüntülere ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında Sultanahmet’teki İstanbul Adliyesi’ne gelerek, soruşturmayı yürüten Basın Savcısı Nurten Altınok’a 19 Eylül’de ifade verdiler.

İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi de YouTube’daki görüntülere erişimin engellenmesini kararlaştırdı.

Şarkı infial yarattı 

İHD’den Türüt ve Arif hakkında suç duyurusu


İHD İstanbul Şubesi, 78’liler Girişimi, Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP) ve Dersimliler Girişimi temsilcilerinden oluşan bir grup, Sultanahmet Parkı’nda bir basın açıklaması yaparak Ozan Arif (Şirin) ve İsmail Türüt hakkında ‘Plan Yapmayın Plan’ adlı şarkıda geçen sözlerden dolayı suç duyurusunda bulundu.

Üzerinde “Sevgili Hrant Dink, seni unutmayacağız” yazan bir Hrant Dink posteri taşıyan grup adına açıklama yapan Eren Keskin, adı geçen şarkıda yer alan sözlerin suçu ve suçluyu övdüğünü söyledi.

Ali Bayramoğlu hedef gösterildi 

Olay türkünün söz yazarı Ozan Arif, özel bir TV kanalında yaptığı açıklamalarla, Yeni Şafak ve gazetemiz yazarı Ali Bayramoğlu’nu birtakım çevrelere hedef gösterdi.

Arif, ülkücülere yakınlığıyla bilinen özel TV’ye verdiği demeçte Ali Bayramoğlu’nu kastederek “Artık özel mercek altına almamız gerekiyor” dedi.

Ozan Arif, televizyon programındaki konuşmasında, Hrant Dink’in katil zanlısı “Öcalan’a sahip çıkan varsa ona da [O.S.’yi kast ediyor], sahip çıkan olacak. İlla beni oraya itiyorsanız “Ben sahip çıkıyorum” derim. Bunlar herhalde, nedir bu gazetecinin [Hrant Dink’i kastediyor] önemi bilmiyorum ama, bunun yıldönümünü böyle bir şeyle gündeme getirmek istediler. Bula bula da bizim bu şeyi buldular. Teşekkür de ederiz yani. Yeni Şafak’tan zaman zaman beni ararlar. Çok konuştuğumuz oldu. Çok yabancımız olan bir şey değil. Bakış açılarını biliriz. Vay anasını ya... Size mi düştü lan! Orada var bir-iki tane yazar. Herhalde bir ağababaları var, bir tane. Yani bilmiyorum hangi akla hizmet ediyor. Yani artık özel mercek altına almak gerekiyor herhalde. Şunu da açık söyleyeyim; bunların anladıkları şekilden de çok rahatsız, tedirgin değilim. Eğer bu şiir o kafalarda böyle bir şeyler uyandırıyorsa vallahi helal olsun. Şiir iyi vazife yapıyor demektir” ifadelerini kullandı.

Dink ailesi: “Hedef gösterme devam ediyor” 

Hrant Dink’in ailesi adına açıklama yapan avukatlar, Dink’in çeşitli ırkçı yapılanmaların ve gladyo örgütlenmesinin hedefi haline getirildiğini, hedef göstermenin halen devam ettiğini söylediler. Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Bu konuda kamu yararını gözetmekle görevli olan savcılar re’sen harekete geçmeliler. Bu sadece Dink ailesinin meselesi değil, hepimizin meselesi. Zanlılar işledikleri suçun delilleri olan klip ve basına verdikleri demeçlerle göğüslerini gere gere yaptıkları eylemin arkasında olduklarını dillendirirken savcılar neden re’sen soruşturma yapmazlar ve klibin internetten kaldırılmasına çalışmazlar. Bu kişilerle ilgili olarak gereken başvuruları yapacağız.’’

Türüt’e İzmir Barosu’ndan destek 

İzmir Barosu Başkanı Nevzat Erdemir, ‘Plan Yapmayın Plan’ adlı şarkısı nedeniyle tepki gören İsmail Türüt’e yönelik bir karalama kampanyası başlatıldığını iddia etti. Erdemir, “Yurtsever duyguları şiirle, şarkıyla dile getirmek kutlanması gereken bir davranıştır” dedi.

Söz konusu şarkının klibini izlediğini belirten Erdemir, şarkıda Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetlerini öven bir unsur görmediğini savundu ve “Türkiye ile ilgili oynanan oyunlar”a göndermelerin olduğunu öne sürdü: “Yurtsever olmak ve yurtsever duyguları şarkıyla, şiirle, resimle, yazıyla ifade etmek kutlanması gereken bir davranıştır. Türkiye’de bir süreden beri yurtsever olmak, ulusal değerleri savunmak, neredeyse aşağılanan bir davranış haline geldi.”

Düşünce ve kanaatleri şarkıyla, besteyle açıklama ve yayma özgürlüğü bulunduğunu ifade eden Erdemir, şöyle devam etti: “Sözlerde kesinlikle bu cinayetlerin olumlanması söz konusu değildir. Bu yöndeki eleştirileri samimi bulmuyorum. Şarkıda ABD Başkanı Bush’a göndermeler var. ABD’nin Afganistan ve Lübnan’daki hukuk dışı uygulamaları herkesin gözü önündedir.”

“Suçluyu övüyor...”

İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu ise, klipte “O gün öyle desinler bugün böyle desinler” sözüyle Hrank Dink’i öldürmekle suçlanan O. S.’nin, “Fatihalar, Yasinler bitmez Karadeniz’de” sözleriyle de cinayetin azmettiricisi olmak suçundan yargılanan Yasin Hayal’in görüntülerinden ötürü Türüt’ün “Suçu ve suçluyu öven bir şarkı” söylediğini belirterek “Bana göre amacını aşan bir şarkı. Yani suçu ve suçluyu öven bir şarkı. Şarkının suç sayılıp sayılmaması savcıların yapacağı soruşturma sonucunda belli olacaktır. Videoklibi ve şarkının sözlerini inceleyecek olan savcılar, dava açılıp açılmamasına karar verecek” dedi.

Irkçılık kokan sözler 

Türüt’ün albümünün üzerinde etiketi yer alan ‘Ogün Plakçılık’ adlı şirketin var olmadığı ve İMÇ piyasasında tanınmadığı ortaya çıktı.

Ozan Arif’in yazıp İsmail Türüt’ün seslendirdiği türkünün sözleri şöyle: “Plan yapmayın plan gitmez Karadeniz’de / Kahpelik yalan dolan tutmaz Karadeniz’de / Ne Conisi ne Rusu pusu kurmasın pusu / Bölücülük borusu ötmez Karadeniz’de / Bırakın çan çalmayı Ermenici olmayı/ Millet böyle dolmayı yutmaz Karadeniz’de / O gün böyle desinler bugün böyle desinler / Fatihalar Yasinler bitmez Karadeniz’de / Şerefini şanını ortaya koy canını / Hiç kimse vatanını satmaz Karadeniz’de / Vatan satsa bir kişi anında biter işi / Türk ve İslam güneşi batmaz Karadeniz’de / Bizde varken bu duruş emiceniz olsa Bush / Alayınız beş kuruş etmez Karadeniz’de / Anladık var gocunuz belli kuyruk acınız / Kargaşaya gücünüz yetmez Karadeniz’de.”

 

 

Kaynak: Agos 21.09.2007

 

 

21/9/2007

Türkiye Türütlerin mi?

 

Çok satan gazetelerimizden birinin logosunun kenarında Türkiye’nin kimlere ait olduğu yazar. Sahibinin bile ‘devlet gazetesi’ adını çekinmeden kullandığı bu yayın organının sözü elbette ciddiye alınmalıdır.


O söze bakarsanız, Türkiye Türklerindir. Tabii Türklerin ‘kim’ olduğu ise apayrı bir konudur. Ancak Yargıtay kararı ile ‘yerli yabancılar’ sayılan gayrimüslim vatandaşların Türk olmadığı açıktır. Ne var ki Türkiye Türklerin olduğuna göre, Türk olamayan gayrimüslimlerin de Türkiye’yi sahiplenemeyecekleri açıktır. Oysa herkesin bildiği üzere vatandaşlığın ortak zemini bir ülkenin birlikte sahiplenilebilmesidir.

Böylece ortaya çok ilginç bir durum çıkar: Memlekette kendilerine ‘vatandaş’ denmesine karşın, Türk olmadıkları için gerçekte vatandaş da olmayan bir garip mahlukat bulunmaktadır. Geçmişte bunların buralardan gitmesi ve geride kalanların kimliğinin rahatlaması için çok gayret sarf edilmiş olup, gerekirse gelecekte de sarf edileceğinden kimsenin kuşku duymaması gerekir.

Çünkü devlet de bu durumdan rahatsızdır… Bütün dünyanın gözü önünde bazı vatandaşları dinsel inanç temeli üzerinden dışlamak, aslında vatandaşlığın değil cemaat üyeliğinin geçerli olduğunun da itirafı sayılır. Diğer taraftan ‘modern’ de olmak istenmektedir. Dolayısıyla bütün Müslümanlar Türk addedilerek, kolay bir geçişle makbul ‘vatandaşlığa’ ulaşılmıştır.

Ama asıl sorun da burada başlar… Çünkü artık elinizde kendisini etnik cemaat üyeliği üzerinden tanımlayan bir Türk bulunmaktadır; ve bu kişi ‘vatandaş’ da olduğu için Türkiye’nin asıl sahibidir.

Şimdi bu arkadaşlardan bazıları şiir yazmış, bazıları da şarkı söylemiş… Ne var ki bunda? ‘Irkçılık yapıyorlar’ deniyor… Hiç de değil! Bu onların normal hali! Onlar sadece kendilerine ait olanı sahipleniyorlar. ‘Türkiye Türklerindir’ sözü boşuna değil; ama bu sözü hakkıyla anlamak için sormak gerek: Türkler dediğimiz, yoksa türütler midir? Eğer hepsi türüt değilse, asıl Türkler kimlerdir?

 

 

Kaynak: Agos 21.09.2007 Haftaya Bakis

 

 

19/9/2007

'Ermeni Malatya’ kavgası

 

Elazığspor’un cezası nedeniyle Malatya’da oynanan Elazığspor-Diyarbakır Belediye DİSKİ maçı öncesinde stada doğru yürüyen Elazığspor taraftarlarından bazılarının ‘Ermeni Malatya’ diye bağırması sonucu olaylar çıktı.


Türkiye 1. Lig takımlarından Elazığspor ve 2. Lig 5. Grup takımlarından Diyarbakır DİSKİ Belediyespor, Fortis Türkiye Kupası brinci kademe maçı için 5 Eylül Çarşamba günü Malatya İnönü Stadı’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşma öncesinde, maçı izlemek üzere Malatya’ya gelen bir grup Elazığsporlu taraftar, stada doğru yürürken, Battalgazi Kavşağı’nda, ‘Ermeni Malatya’ diye bağırmaya başladı. Bu slogana tepki gösteren çevredeki Malatyalı gençlerin Elazığspor taraftarlarına saldırması sonucu çıkan olaylarda 2 Elazığspor taraftarı yaralandı. Olaya müdahale eden polisler 3 kişiyi gözaltına aldı. Elazığsporlulara taş atarak karşılık veren Malatyalıların tepkisi ancak polisin sert müdahalesiyle önlendi. Daha sonra maçı izlemek üzere İnönü Stadı’na giren Elazığsporlu taraftarlar, burada da Malatya aleyhine slogan atmaya devam edince Malatya Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya devreye girdi ve o grubun tribünün iç kısmına alınması talimatını verdi. Elazığsporluların polise direnmesi üzerine polis cop kullanarak taraftarları kapalı tribünün iç kısmına aldırdı. Elazığsporlu taraftarlar bu kez de stad içindeki camları ve lavabo taşlarını kırdı. Maç, Diyarbakır DİSKİ Belediyespor’un 2-0 üstünlüğü ile sona ererken, Elazığsporlu taraftarlar maçın ardından polisin yoğun güvenlik önlemleri altında stattan çıkarıldı.

Kaynak: Agos 14.09.2007

23/8/2007

Azınlıkların çektiği çile

 

Bir gün Türkiye gerçek demokrasi olduğunda, hiç kuşkunuz olmasın, demokrasinin gereği olan şeffaf devlet de gerçekleşecek.


İşte o gün geldiğinde, yıllarca bu ülkede derin devletin de derinine inerek gizlenmiş bazı önemli kuruluşların, mesela Azınlıklar Tali Komisyonu'nun geçmişte yaptıkları da ortaya çıkacak.

İşte gün geldiğinde, Türkiye kendi geçmişinin karanlık sayfalarıyla yüzleşebilecek, belki de kendi geçmişiyle barışacak.

Bilmeyenler için hatırlatmaya çalışayım: Yakın zamana kadar içinde Milli İstihbarat Teşkilatı, İçişleri Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Dışişleri Bakanlığı'ndan temsilcilerin bulunduğu bir komisyonun adıydı Azınlıklar Tali Komisyonu.


Bu komisyonun başlıca görevi de, Türkiye'de yaşayan gayrımüslim azınlıklara hayatı zehir etmek ve onların böylece bu ülkeden kaçıp gitmesini sağlamaktı.

'Yakın zamana kadar' diyorum, çünkü sadece birkaç yıl önce bu komisyonun varlığı resmen doğrulandıktan sonra komisyonun görevi ve adı değiştirildi. Belki komisyon hâlâ eski işlevini görmeye devam ediyor, bunu da bilmiyoruz aslında.

Ama komisyonun işinin artık geçmişe göre çok azaldığını söyleyebiliriz; çünkü komisyon varolduğu dönemde işini 'iyi' yaptı ve Türkiye'de gayrımüslim azınlık nüfusu çok ama çok azaldı.

Ancak belki de çok iyimserimdir; azınlık mensuplarının sayısı azalmakla birlikte, belki de devletimiz, 1915 ve izleyen yıllardaki tehcir ve diğer olaylar sırasında, sürülmekten ya da öldürülmekten kurtulmak için İslam'ı seçen Ermeni aileleri takip etmeye devam etmiştir.

Bakın, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, bir yandan 1936'da bu 'dönme'lerle ilgili devletin bir çalışma yaptığından ve bütün aileleri tek tek tespit ettiğinden söz ediyor, bir yandan da kendisinin de bu çalışmayı yakın zamanda güncellediğini söylüyor.

Acaba 1936'da yapılan bu çalışma neden yapılmıştır? Sadece meraktan mı? Eğer meraktansa, bu çalışmanın sonuçları neden açıklanmamış, hatta varlığı bile düne kadar neden gizli tutulmuştur?

Sakın bu liste, devlet memuriyetine girişte veya memuriyette yükselişte, silahlı kuvvetlere girişte veya yükselişte bir 'rehber' gibi kullanılmış olmasın?

Çünkü devlette 'hassas' görevler söz konusu olduğunda, insanların ailelerinin etnik geçmişine bakıldığı, 'güvenilir' ve 'güvenilmez' etnik kimliklerden söz edildiği Ankara'da çok bilinen 'sır'lardan biri.

Devletimiz bu çeşit ayrımcılıklar yapmış olabilir mi?

Aslında yaptığını biliyoruz: Doğrudan gayrımüslim azınlıklardan birine mensup olan tek bir kişinin bile devletimizde herhangi bir yüksek memuriyete (üniversitede profesörlük hariç) geldiğini bileniniz var mı? ('Bilmemiz şart mı' diyenler olacaktır, haklılar da. Ama bazı etnik veya dini kimliklere sahip olmayı engelleyici görenler varoldukça, insan ister istemez devlet kadrolarında yükselenleri gözlüyor.)

Ama konumuz doğrudan azınlıklar değil, bundan neredeyse 100 yıl önce can derdiyle veya başka sebeple İslam'a dönmüş olan ailelerin bugün yaşayan beşinci, altıncı kuşak üyeleri.

Unutmayın, daha yakın bir zaman önce İslamcı gazetelerimiz, bir üniversite rektörünün dini ve etnik kimliğini onun kanunları uygulama biçiminin sanki nedeniymiş gibi takdim etti, bu rektörü manşetten teşhir etti. Aynı şekilde Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın da, 'Kanında Ermeni kanı taşımak'la suçlanabildi ülkemizde. Bunlar sivillerin yaptıkları.

Türkiye'de siviller düzeyinde bu denli yaygın olan sıradan ırkçılığın devletimiz tarafından uygulanmamış olmasını ummak istiyor insan.

Ama diyorum ya, bunları bu ülke gerçek bir demokrasi olduğunda, devlet de hesap verir olduğunda öğrenebileceğiz ancak.

 

 

Kaynak: Radikal  23.08.2007

 

 

23/8/2007

Takdir edilesi bir faşist saldırı denemesi

 

Türk Tarih Kurumu (TTK) başkanı Yusuf Halaçoğlu, bir konferansta “Türkiye’de yaşayan Kürtler’in Türkmen kökenli, Kürt Alevileri’nin ise ‘Ermeni kökenli olduğunu” iddia etti. Tepkiler üzerine bir açıklama daha yaptı ve “bilimsel bir çalışması olduğunu” ekledi. Ermeni cemaatinden gençlere ne düşündüklerini sorduk:


Hayko Bağdat, (32): Halaçoğlu istemeden bir doğruya işaret etti: Katliamdan kurtulmak için Müslümanlığa dönenler, Müslüman ailelere bırakılanlar veya emanet edilen birçok kişi var. 1915’in vahim sonuçlarına Halaçoğlu kestirmeden el atmış oldu. Aslında bu konu Türkiye’de bir tabu, Sabiha Gökçen olayı çıkınca niye kıyamet koptu? Etnisiteyle uğraşanların alenen düştüğü komik durum, Halaçoğlu’nun ırkçı tavırlarının tepki görmesi olumlu.. Artık marjinal olan bizler değiliz, Halaçoğlu gibi olanlar.”

Arden Kürkçüoğlu, (29): Halaçoğlu 1915’teki katliamı kabul etmiş oldu. Bizim kendi içimizde kendini Türk kabul eden akrabalarımız var, bazı akrabalarım zamanında din değiştirmek zorunda kalmışlar. Babam Malatya’ya gidince kaç kişi yanına gelip “ben aslen Ermeniyim” diyor. Halaçoğlu’nun bunu ‘‘maalesef’’ olarak nitelendirmesi kafatasçılık.”

Kirkor Baloğlu, (23): Yusuf Halaçoğlu gibi düşünen insanların önemli görevler alabilmeleri benim ileriye dönük yeşeren umutlarımı köreltiyor. Demokrasi ve halkların kardeşliği adına toplum olarak büyük adımlar atmamızın şart olduğu bugünlerde asıl bölücülüğü böyle ihtiras uğruna bilimden uzaklaşan beyinler yapıyor. Umarım onların yerini bu mirasın (!) içinde kendini kaybetmeden yetişmiş, hümanist gençler doldurabilir.”

Hrant Kasparyan, (24): Ermeni karşıtlığının hala bu kadar yaygın olması üzücü. Ocak’ta “hepimiz Ermeniyiz” diye bağıran yüzbinlerin içinde olan Alevilerin de TTK önüne siyah çelenk bırakması da hayal kırıklığı. Halaçoğlu’nun demecinin aksini ispatlamaya çalışanların tavırlarındaki abartı ve öfke de bir tür ırkçılık değil mi?”

Sevan Paylan, (28): Diyarbakır gezisinde “Sana Kürt diyenin yüzüne tükür” diyen Orgeneral Cemal Gürsel’i tekrar hatırladım Halaçoğlu sayesinde. Kendisinin bu görevde Ermeni soykırımı tartışmaları ve resmi ideolojinin ajanı vasfı sayesinde bu kadar uzun zamanda kalabildiğini düşünüyorum.

Ülkenin küfürle eş değer kabul gören ilk (Ermeni) ve ikinci (Alevi Kürt) sıfatlarını bir doğal olanı sayılan üçüncüyle (PKK) bağdaştırmayı denemesi takdir edilesi bir faşist saldırı açılımı. Böylece ırkı bozuk olduğu düşünülen bir milletin her üç küfrün oluşumunda ve birbirini tetiklemesinde rolünün olduğu ispatlanmaya çalıştı.”

Sonuç itibariyle bu faşist söylemi kınamayıp onu söyleyen kişiyi istifaya davet etmeyen kişi veya kurumlar da Anayasa’da yazan “vatandaşlık bağı”nı değil; ırk ve din bağını esas alıyor ya da böyle olmasına ses çıkarmıyor demek. Bunun yanı sıra “ırkçı” diye eleştirenlerin kimilerinin de ırkçılığı, ırkçılık yaparak kınaması de gözden kaçırılan bir başka gerçek.

Serda Arslan, (32): Halaçoğlu’nun açıklaması utanç verici. Bu tahrik edici açıklamaları farklı kesimleri yanlış yönde tetikleyebilir zira ülke henüz ortak kimlikleri benimseyebilmiş değil. İşin ilginç yanı, yaptığı açıklamalara genel olarak bakılırsa galiba gerçekten “Hepimiz Ermeniyiz!”

Selina Özuzun, (30): Halaçoğlu’nun açıklaması ve içeriğini ayrı değerlendirmek gerek. İyi niyetli ve samimi olmadığı açık. Yaptığı açıklama “herşeyin altından Ermenilerin çıktığını” ima ediyor. Asıl önemli olan insanların kendilerini hangi kimliğe ait hissettikleri. Yani eğer Ermeniler sonradan Kürt veya Alevi kimliğini benimseyip öyle yaşamışlarsa artık geçmişlerine bakıp onların Ermeni kökenli olduğundan bahisle politika üretmek suni bir yaklaşım ve aynı zamanda da bir kültürü yok saymaktır.

 

 

Kaynak: Agos

 

 

23/8/2007

Ermeniler her zaman olağan şüpheli

 

‘Türklüğü Ölçmek, Bilimkurgusal Antropoloji ve Türk Milliyetçiliğinin Irkçı Çehresi (1925-1939)’ kitabının yazarı ve Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü doktora öğrencisi Nazan Maksudyan, hem TTK başkanı Halaçoğlu’nun açıklamalarını, hem de bu açıklamalara duyulan tepkileri değerlendiriyor.


Açıklamalar dehşet verici

Yusuf Halaçoğlu’nun açıklamalarını okuyup da dehşete düşmemek mümkün değil. Irk kavramının bilimsel olarak dayanaksız olduğu uzun zamandır bilim adamları tarafından kabul ediliyor. Buna rağmen halihazırda insanları çeşitli kategorilerin altına yerleştirerek (Ermeni, Kürt, Türkmen) bu insanların bir grup olarak belli özellikleri taşıdığını ve belli bir yönde hareket edeceğini varsaymak en masum tabirle indirgemecilik, argümanın vardığı asıl yerler düşünüldüğünde de elbette ırkçılıktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında milliyetçi paradigmayı etkileyen akımlardan birinin de ırkçılık olduğunu, özellikle milli tarih ve milli dil tezleri şekillendirilirken “Türk ırkı”na ciddi atıflarda bulunulduğunu biliyoruz. Antropoloji adı altında bilimsellikten tamamen uzak araştırmalar yaptırılmış, devletin kurucu unsuru “Türk ırkı”nın üstünlüğü her fırsatta dile getirilmiştir. Kültür ya da vatandaşlık kavramlarının aksine “ırk” sonradan aidiyetin mümkün olmadığı bir kategori olduğu için kan, soy, köken gibi referans noktaları her zaman dışlayıcılık ya da ikinci sınıf vatandaşlığı beraberinde getirmiştir.

‘Irk’ kimliği belirler mi? 

Irkçılığın resmi ideolojiyle temasları ve bilimsel ırkçı çevrelerin ömrü uzun olmadıysa da, tarihsel ve ideolojik bagaj ne yazık ki alttan alta akmayı sürdürüyor. Halaçoğlu’nun açıklamasına göre “Kürt diye bildiğimiz insanlar aslında yapısal olarak...” Türkmen ya da Ermeniymiş! Kürt kimliğini reddetmeyi amaçlayan bu ifadedeki ırkçı varsayım gerçekten korkutucu. Herhangi bir kimlikten bahsetmek için dil, coğrafya, kültür, ortak tarih gibi unsurlar elbette yeterlidir. Ancak görünen o ki bazıları için hala sadece kan veya “ırk birliği” kimliğin temel ögesi.

Halaçoğlu’nun kendilerine Kürt Alevi olarak tanımlayan vatandaşların aslında Ermeni olduğunu iddia etmesi, günümüz milliyetçiliğinin mihenk taşlarından olan 1915 felâketinin inkârına da gönderme yapıyor. Ermeniler ölmemiş, Alevi kimliği altında yaşıyorlar! Son yıllarda, tehcirden kurtulmak için ihtida etmek zorunda kalan kadınlar ve çocuklar hakkında çok sayıda araştırma yayımlandı. Din değiştirmenin tehcirin bir parçası olduğu tartışılmaz bir gerçek. Ancak Alevilik gibi zaten yüzyıllardır ciddi baskı ve şiddete maruz kalan bir inanışa ihtida etmek, tehcirden sorumlu Osmanlı yetkilileri için ne kadar kabul edilebilirdi, şüpheli.

Hrant Dink cinayetini hatırlayalım 

Diğer yandan Ermeni kökenli olmakla “terör örgütleriyle” ilişki içinde bulunmanın kalıtımsal bir hastalıkmış gibi değerlendirilmesi de sık karşılaştığımız bir ırkçılık örneği. “Dönmüş, dönmemiş” ülkede yaşayan tüm Ermeniler zaten her fırsatta olağan şüpheli durumuna sokuluyor. Halklararası önyargı ve nefretin ne yazık ki azalacağına güçlendiği bu topraklarda bu tip açıklamaların barış için çalışmak yerine savaşı körüklediği açık değil mi? Bu tip “bilgilendirmelerle” birilerinin tahrik olduğu, hatta daha da ileri giderek ceza kestiği, daha Ocak ayında Hrant Dink cinayetinde görülmedi mi?

Tepkileri bir yönüyle sevindirici

Yalnız, bu açıklamanın arkasından gelen tepkilerle ilgili de bir takım tespitlerde bulunmak gerekiyor. Öncelikle, birçok kişi, kurum ve basın organı tarafından Halaçoğlu’nun eleştirilmesi ciddi bir değişikliktir ve son derece sevindiricidir. Zira, bu tip açıklamaları Halaçoğlu ya da benzerlerinin ağzından ilk defa duymuyoruz. Şimdiye kadar asabi bir gülümsemeyle kafamızdan uzaklaştırmaya çalıştığımız bu tip yorumlar ilk defa böyle ciddi bir tepkiyle karşılaştı. Açıklamayı cumartesi günkü Milliyet gazetesinin oldukça küçük haberinden okuyup bu sefer de aynı sessizliğin hakim olacağını düşünürken, Ahmet Türk’ün Türk Tarih Kurumu Başkanı’nın görevinden alınmasını talep eden cesur açıklaması ortamdaki havayı tamamen değiştirdi ve birçok muhalif ses kendini duyurabilirdi. Dolayısıyla, konjonktür, meclis dağılımı, siyasi temsil gibi meselelerin siyaset yapmadaki önemini bu ilk örnekte görmüş olduk. Bu resmin pozitif tarafı.

Resmin negatifine de bakmalı 

Bir de negatife bakmak gerek elbette. Halaçoğlu’nun açıklamasına karşılık dile getirilen tepkilerin bazıları bir anlamda kraldan çok kralcı bir tavırla milliyetçiliği yeniden üretir biçimdeydi. Görünen o ki rahatsızlık büyük ölçüde Ermenilik tahkirinden ileri geliyor. Bu yüzden Kamer Genç açıklamasında “bu söylemle Kürt kökenli Alevilere hakaret” edildiğini belirtmiş. Daha yumuşak bir dille de olsa Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği Genel Başkanı Mazhar Aktaş, açıklamayı hakaret olarak gördüklerini dile getirdi. Ne yazık ki hâlâ köken, soy gibi kavramlarla gururlanmak veya aşağılanmak durumundayız. ‘Human Genome Project’ gibi genetik araştırmaların aslında hepimizin Afrikalı olduğunu göstermesi de bir tür hakaret olmasın?

 

 

Kaynak: Agos

 

 

23/8/2007

Halaçoğlu pişirdi, ırkçılar yiyor!

 

Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun büyük tepki toplayan “Sünni Kürtlerin bir bölümü Türkmen, Alevi Kürtlerin bir bölümü de Ermenidir” sözleri çeşitli milliyetçi internet siteleri ve gazetelerde Ermeni-aleyhtarı haberlerle destekleniyor. Son iddia: “İslami terör örgütlerinin liderleri Ermeni ve Süryani!”


Agos (İstanbul)- Yusuf Halaçoğlu, açıklamalarında 1915 Felaketi döneminde ölümden kurtulmak için ihtida eden Ermenilerin ailelerinin, adlarının ve adreslerinin devlet tarafından kayıt altında tutulduğunu, ancak kendisinin bunları açıklamayacağını belirtmiş, PKK’nın aslında Kürt değil Ermeni örgütü olduğunu ima etmişti.

Bu ayrımcı ve kışkırtıcı açıklamaların, ırkçı-faşizan çeşitli yayın organlarında yankısını bulması çok sürmedi. Birkaç gündür bazı internet sitelerinde başta Hizbullah olmak üzere İBDA/C, Tevhid-Selam, İslami Hareket, Hizb-Üt Tahrir, Acz-i Mendi gibi İslami terör örgütlerinin liderlerinin veya bazı eylemcilerinin Ermeni asıllı olduğuna dair yorum ve haberler dolaşıyor. Bazıları Türkiye Ermenileri patriği Mesrob II’nin fotoğrafı eşliğinde verilen bu ‘haber’lerde, kimliğini gizleyen Ermenilerin rejim karşıtı faaliyetler içerisinde bulunarak provokasyon yaratmayı, Türkiye’yi bölmeyi amaçladığı propagandası yapılıyor.

Bu haberlerden birinde Hizbullah üyesi ‘Ermeni’ ve ‘Süryani’lerin baba, ana ve büyükanne, büyükbaba, eş adları verilerek onların ‘dönme’ olduğuna vurgu yapılıyor.

Birkaç örnek (Herhangi bir mağduriyete sebebiyet vermemek için isimleri gizliyoruz):

…. ……… (Ermeni asıllı): Salih-Saniyeden olma ……….. ………, 1974 Lice doğumludur. Büyük dedesi Vahanis ve ninesi Vargik Ermeni asıllıdır. Hizbullah terör örgütü mensubu olmaktan 20 Haziran 1998 tarihinde tutuklanmıştır.

……. ……… (Ermeni asıllı): Muhittin-Havva`dan olma ……. ………, 1969 Diyarbakır doğumludur. Hizbullah terör örgütü mensubu Şükrü Ayazgün`ün büyük dedesi Bogus ve ninesi Suzan Ermeni asıllıdır.

……. ……… (Ermeni asıllı) : 1968 Kahta doğumlu ……. ……… Ermeni asıllıdır. Babası Mehmet ve annesi Hatice Ermeni asıllıdır. Hizbullah terör örgütüne müzahir Mustazaflar Derneği Şanlıurfa şubesi üyesidir.

……. ……… (Karısı Ermeni asıllı): 1976 Adıyaman doğumlu ……. ………`in karısı ……. ………`in büyük dedesi Serkiz ve ninesi Varto Ermeni asıllıdır. ……. ………Hizbullah terör örgütüne müzahir Mustazaflar Derneği Şanlıurfa şubesi üyesidir.
Listeler uzadıkça uzuyor.

Türkiye’de, “Dönmüş, dönmemiş” tüm Ermenilerin zaten her fırsatta olağan şüpheli durumuna sokulduğu, yaşadığımız, bildiğimiz bir gerçek. Geçmişte, bizzat devlet televizyonu PKK’lıların Ermeni olduğu propagandasını yapmıştı.

Ancak, İslami örgütlerde Ermeni parmağı aramak, belki de her şeyden çok, halklar arasında ayrımcılık yaratmak isteyenlerin hayal gücünün sınır tanımazlığını gösteriyor.

(Haber-yorum: Raffi Şirvanyan)

 

 

Kaynak: Agos

 

 

21/8/2007

Halaçoğlu ırkçı, düşmanlığı körüklüyor

Ayşegül Şah BOZDOĞAN

 

bia haber merkezi-ses radyo,

 

21 Ağustos 2007

 

Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu 18 Ağustos’ta Kayseri’de düzenlenen “Türk Tarihi ve Kültüründe Avşarlar” konulu sempozyumda “Kürt diye bildiğimiz insanlar aslında yapısal olarak ‘Türkmen asıllı’, Kürt Alevi olarak bilinen vatandaşlarsa ‘Ermeni’ kökenli” dedi ve “TİKKO, PKK örgütlerinin içinde yer alan insanların çoğunun Ermeni dönmesi Kürtlerden oluştuğunu’ öne sürdü.


Türklüğü Ölçmek, Bilimkurgusal Antropoloji ve Türk Milliyetçiliğinin Irkçı Çehresi (1925-1939) kitabının yazarı ve Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü doktora öğrencisi Nazan Maksudyan “Yusuf Halaçoğlu’nun açıklamalarını okuyup da dehşete düşmemek mümkün değil. Irk kavramının bilimsel olarak dayanaksız olduğu uzun zamandır bilim adamları tarafından kabul ediliyor. Buna rağmen halihazırda insanları çeşitli kategorilerin altına yerleştirerek (Ermeni, Kürt, Türkmen) bu insanların bir grup olarak belli özellikleri taşıdığını ve belli bir yönde hareket edeceğini varsaymak en masum tabirle indirgemecilik, argümanın vardığı asıl yerler düşünüldüğünde de elbette ırkçılıktır” dedi.

‘Türk ırkı’nın üstünlüğü

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında milliyetçi paradigmayı etkileyen akımlardan birinin de ırkçılık olduğunu, özellikle milli tarih ve milli dil tezleri şekillendirilirken ‘Türk ırkı’na ciddi atıflarda bulunulduğunu biliyoruz. Antropoloji adı altında bilimsellikten tamamen uzak araştırmalar yaptırılmış, devletin kurucu unsuru ‘Türk ırkı’nın üstünlüğü her fırsatta dile getirilmiştir. Kültür ya da vatandaşlık kavramlarının aksine “ırk” sonradan aidiyetin mümkün olmadığı bir kategori olduğu için kan, soy, köken gibi referans noktaları her zaman dışlayıcılık ya da ikinci sınıf vatandaşlığı beraberinde getirmiştir.”

Altınay, “Halaçoğlu’nun açıklamasına göre ‘Kürt diye bildiğimiz insanlar aslında yapısal olarak Türkmen ya da Ermeniymiş!’ Kürt kimliğini reddetmeyi amaçlayan bu ifadedeki ırkçı varsayım gerçekten korkutucu” yorumunda bulundu.

“Görünen o ki bazıları için hala sadece kan veya “ırk birliği” kimliğin temel ögesi.”

Maksudyan “Halaçoğlu’nun kendilerine Kürt Alevi olarak tanımlayan vatandaşların aslında Ermeni olduğunu iddia etmesinin günümüz milliyetçiliğinin mihenk taşlarından olan 1915 felâketinin inkârına da gönderme yaptığını” belirtti: “Ermeniler ölmemiş, Alevi kimliği altında yaşıyorlar!”

Maksudyan’a göre “Diğer yandan Ermeni kökenli olmakla “terör örgütleriyle” ilişki içinde bulunmanın kalıtımsal bir hastalıkmış gibi değerlendirilmesi de sık karşılaştığımız bir ırkçılık örneği.”

“‘Dönmüş, dönmemiş’ ülkede yaşayan tüm Ermeniler zaten her fırsatta olağan şüpheli durumuna sokuluyor. Halklararası önyargı ve nefretin ne yazık ki azalacağına güçlendiği bu topraklarda bu tip açıklamaların barış için çalışmak yerine düşmanlığı körüklediği açık değil mi?”

Bir soruyla da bitiriyor Maksudyan: “Bu tip “bilgilendirmelerle” birilerinin tahrik olduğu, hatta daha da ileri giderek ceza kestiği, daha Ocak ayında Hrant Dink cinayetinde görülmedi mi?” (AŞB/NZ)

 

 

Kaynak: Agos

 

Blogcu ile yapıldı

~~~~~~ Neler oluyor hayatta... Siz hala uyuyor musunuz???~~~~~~